Posted in: 7.HADİS ALİMLERİ

1) Muhammed bin İsmail İmam-ı Buhârî

13 Şevval 194 (20 Temmuz 810) Cuma günü Buhara’da doğdu. Buhârî on yaşına doğru Muhammed b.Selam el-Bîkendî , Abdullah b. Muhammed el- Müsnedî gibi Buharalı muhaddislerden hadis öğrenmeye başladı. On bir yaşında iken hocası Dâhilî’nin rivayet sırasında yaptığı bazı hataları tashih etmesiyle dikkatleri çekti. On altı yaşına geldiği zaman İbnü’l –Mübarek ve Vekî’ b. Cerrâh’ın kitaplarını tamamen ezberlemişti. Bu sırada annesi ve kardeşi Ahmed ile birlikte hacca gitti. Hac sonrası annesi ve kardeşi memleketine döndüğü halde Buhârî  Mekke’de kaldı ve  Hallâd b. Yahyâ , Humeydî gibi alimlerden hadis tahlis etti. Daha sonra bu maksatla ilim merkezlerini dolaşmaya başladı. Bu merkezlerden bazıları şöyledir; Bağdat, Basra, Kûfe, Hicaz.

Buhârî’nin uzun seyahatleri sonunda derlediği hadislerle geniş bir kütüphane meydana getirdiği ve seyahatleri esnasında kitaplarını imkân nispetinde yanında taşıdığı anlaşılmaktadır. Câriyesinin odasında adım atacak yer bulamadığından şikayet etmesi, bir gece uyumayıp o güne kadar yazdığı hadisleri hesapladığını ve senetleri muttasıl iki yüz bin hadis kaydetmiş olduğunbu söylemesi de bunu göstermektedir.  Yazdığı hadislerin kitaplarda kalmayıp onları hafızasına nakşettiğini gösteren en iyi örneklerden biri Bağdat’ta verdiği imtihandır. İbn Adî’nin rivayetine göre Buhârî’nin Bağdat’a geldiğini duyan muhaddisler yüz hadisin senet ve metinlerini birbirine karıştırarak bunları on kişiye verdiler ve onlara Buhârî toplantı yerine gelince bu hadisleri sırasıyla sormalarını söylediler. Bu on kişi tesbit edilen hadisleri çeşitli İslâm ülkelerinden gelmiş olan muhaddislerin huzurunda okuyarak bunların mahiyeti hakkında bilgi istediler. Buhârî onlara bu hadislerin hiçbirini okunduğu şekliyle bilmediğini belirttikten sonra, ilk soruyu yönelten kimseden başlayarak, sordukları hadislerin senet ve metinlerinin doğrusunu her birine ayrı ayrı söyledi. Buhârî hakkında tereddüdü olanlar onun nasıl bir hafıza gücüne ve ne kadar geniş bir hadis kültürüne sahip olduğunu gördüler.

Buhârî orta boylu olup zayıf ve ince bir yapıya sahipti. Bir çok güzel huyu yanında az konuşması, başkasının sahip olduğu imkanlara özenmemesi gibi özellikleri de vardı. Yiyip içmeye önem vermezdi. Onun cömertliğini, dünya malına değer vermediğini ve yardımseverliğini gösteren davranışları pekçoktur. Yirmi beş bin derhem alacaklı olduğu birine karşı gösterdiği müsamaha dikkat çekicidir. Uzun zamandan beri borcunu ödemeyen bu şahıstan bazı idareciler vasıtasıyla alacağını tahsil etmesini tavsiye edenlere “Ben onlardan yardım istersem onlar da benden işlerine geldiği gibi fetva vermemi isterler; dünya için dinimi satamam.” demiştir. Fakat bazı dostları ona rağmen bu konuyu yöneticilere söylediler. Buhârî bunu haber alınca ilgililere mektup yazarak borçluya bir kötülük yapılmamasını istedi ve onunla her yıl kendisine on dirhem ödemek üzere anlaşma yaptı. Buhârî’ nin dünya işleriyle ilgilenmediği, şahsi işlerini bir adamının yürüttüğü kendi ifadelerinden anlaşılmaktadır.

Buhârî’nin ahlakî faziletleri, tenkit ettiği rivayetler hakkındaki son derece mutedil ve insaflı sözlerinde de görülür. Bir ravi için kullandığı en ağır cerh ifadeleri o kimsenin güvenilmeyecek kadar zayıf (münkerül hadis) olduğunu, muhaddislerin onun hakkında fikir beyan etmediğini söylemekten ibarettir.  Hadis uydurmakla tanınan kimseler hakkında bile yalancı (kezzâb) ifadesini pek nadir kullanmıştır. Gıybetten sakınarak kimseyi çekiştirmediğini söylemesi ve “Allah Teâlâ’ nın beni gıybetten dolayı hesaba çekmeyeceğini umarım.” demesi bu konudaki titizliğini göstermektedir.

Bir gün hadis okuturken âmâ olan talabesi Ebu Ma’şer bir hadisten pek hoşlanmış olmalı ki  başını, elini sallamaya başladı. Onun bu haline tebessüm eden Buhârî, daha sonra bu tebessümü ile Ebu Ma’şer’e haksızlık ettiğini düşünerek ondan helallik istedi.

HADİSÇİLİĞİ

Hicrî ilk üç asırda hadise hizmetleriyle tanınan önemli şahsiyetler arasında Buhârî’nin önde gelmesinin sebebi, sahih hadisleri ilk defa bir araya getirmesinin yanında hadis ilmindeki tartışmasız otoritesidir. Rivayetlerde her âlimin göremediği ince kusurları (ilel) farketme hususunda Müslim’den de ileride olduğu, senedleri meydana getiren şahısların hem aynı zamanda yaşama, hem de birbiriyle uzun müddet görüşme şartını uygulama hususunda hiçbir muhaddisin onunla boy ölçüşemediği kabul edilmiştir. Bunlardan başka hadislerden elde ettiği fıkhî görüşlerini bab başlıklarında göstermeye çalışması, bir hadisin ihtiva ettiği birkaç hükmü ilgili yerlerde zikretmek için onu tekrardan kaçınmaması gibi ilmî özellikleri sebebiyle el-Câmiʿu’ṣ-ṣaḥîḥ, diğer hadis kitaplarına tercih edilmiştir. Bütün muhaddisler gibi Buhârî de eserlerine aldığı hadisleri hangi prensiplere göre seçtiğini kaydetmemiştir. Onun bu prensipleri (şartlar) daha sonra eserleri incelenmek suretiyle tesbit edilmiştir. Bununla beraber Buhârî bazı râviler hakkında tenkitte bulunurken bir kısım prensiplerinden söz etmiştir. Meselâ İbn Ebû Leylâ’dan söz ederken, sadûk olmakla beraber hadisin sağlamı ile çürüğünü birbirinden ayıramadığı için ondan ve onun gibilerden hadis rivayet etmediğini belirtmiştir (Tirmizî, “Ṣalât”, 152). Birinden hadis yazarken onun ismini, künyesini, nisbesini ve hadisi nasıl öğrendiğini mutlaka sorduğunu, aldığı cevaplar sonunda eğer o kişiyi yeterli bulursa ondan hadis rivayet ettiğini, aksi halde onun şeyhinden yazdığı aslı gördükten sonra hadislerini yazdığını ifade etmekte, fakat bazı hadis talebelerinin ne yazdıklarına ne de nasıl yazdıklarına dikkat etmediklerinden yakınmaktadır (Zehebî, Aʿlâmü’n-nübelâʾ, XII, 406). Buhârî’nin rivayetteki titizliğine rağmen çoğu kendi hocası olan bazı zayıf râvilerden hadis almasının sebebini anlamak kolay değildir. Kendilerinden Müslim’in rivayette bulunmayıp sadece Buhârî’nin hadis aldığı muhaddislerin sayısı 435’tir. Bunlardan zayıf olmaları sebebiyle tenkit edilenler seksen kadardır. Şüphesiz Buhârî bu muhaddislerin her biriyle bizzat görüşmüş, rivayetlerini gözden geçirmiş ve onların hadislerini çok defa bir konuyu desteklemek üzere kullanmıştır. Buhârî’nin yakın talebeleri, kendisinin kitaplarını yazarken malzemeleri önce ayrıntılı olarak tesbit ettiğini, meydana getirdiği hacimli eseri üzerinde uzun süre titizlikle çalışarak son şeklini verdiğini söylemektedirler.

256 yılının Ramazan Bayramı gecesi vefat etti, ertesi gün (1 Eylül 870 Cuma) toprağa verildi.

Sonuç olarak bize düşen İmam Buhârî’ nin gerek şahsiyetinde bulunan Rasulullah (sallalahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’ in sünnetini yaşayabilmesindeki güzellikleri, gerekse ilim yolunda göstermiş olduğu istek ve gayretini örnek almaya çalışmaktır. Rivayet ettiği hadisler ışığında ömrümüze yön vermek ve asırlar sonrasına bırakmış olduğu kıymetli eserlerini okuyup neslimize de okutmak ise Rabbimizden bizlere ikram ve ihsan ediken en güzel servetlerden olacaktır. 

KAYNAKÇA

Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi

Hüseyin Kerim Ece – Buhârî – Beyan yayınları (biyografi)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir